DEVLET-İŞVEREN-SENDİKA
Sendika ve grev kelimeleri bazı çevreler için anarşiyi çağrıştırır. Devletin her daim
vatandaşları için en iyisini yapacağı inancı ve teslimiyet ile tarihsel olarak bakıldığında
Türkiye’de özellikle tek partili dönemde sendikacılığın yıkıcı fikirlerin yayılma ve uygulanmaalanı olarak görülmesi bunda etkilidir. Oysa sendikalar, İkinci Dünya Savaşı sonrasında, sanayileşmenin ekmek kavgası arenası olmasıyla işçilerin çok kötü şartlarda ve düşük ücretlerle çalışmaya başladıklarından ötürü, bir süre sonra bu çekilmez koşullara işçi sınıfı olarak bir toplu başkaldırı mekanizması şeklinde kurulmuştur. Sendika aslen din, kültür, ideoloji, etnik köken, cinsiyet fark etmeksizin tüm çalışanların kurumsallaşmış hak kazanma platformudur.
Kurumsallaşmış diyorum çünkü faaliyetleri yasalarla belirlenmiştir. Ülkemizde özel ve kamu sektörü işçilerini temsil eden üç sendika üst kuruluşu diğer adıyla konfederasyonu Türk-İş, DİSK ve Hak-İş’tir. Asgari ücret komisyonunda taraf olarak en çok üyeye sahip konfederasyon olduğundan dolayı Türk-İş’i görmekteyiz. Enflasyon sorununun baş göstermesiyle birlikte gerek devlet-sendika-işveren arasında gerekse işveren ile işçi arasında çok çetin pazarlık süreçleri yaşanmıştır. Bu pazarlık süreçlerinde çalışanların yoksulluktan korunmasına dair önemli sonuçlar çıkmış hatta sendikalı işçilerin sendikalı olmayan işçilere göre hayat standartlarını daha uzun süre koruyabildiği görülmüştür.
Sendikaların da bastırmasıyla tüm zamanların ideali olan, asgari ücretten gelir ve damga
vergilerinin 2023 yılında nihayet kaldırılmış olması önemli ve sevindirici bir adım oldu.
Asgari ücret bir kişinin insanca yaşayabilmesi için verilebilecek en düşük ücrettir, ideal olan
ise işverenin bu ücretin daha fazlasını vermesidir. Böyle görülmez ise devlet asgari ücreti ne düzeyde belirlerse belirlesin memnun etmeyecektir. Asgari ücretin ve maaş zamlarının geldiği şu son durumda işçi sendikası üst kuruluşları olarak Türk-İş ve DİSK adaletli bir vergi düzeni istemiyle hem sosyal medya üzerinden eylem başlatarak hem de yürüyüşler düzenleyerek bir farkındalık ve mücadele süreci yürütmüşlerdir.
Belli noktalarda başarı ile sonuçlanan bu mücadele sürecinin tüm çalışanlar adına, aslında toplumsal fayda için sürdürüldüğü çok açıktır. Endüstri ilişkileri sisteminde sendikaların varlığını, devlete karşı ideolojik bir duruş olarak değil, devleti sorun çözme ve refah sağlama noktasında harekete geçirmeye yarayan kurumsal yapılar olarak yorumlamak çalışanlar açısından birlik ve beraberliği perçinleyecek dolayısıyla kazanımlar elde etmeye yarayacaktır.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- TOPLUM, TEKNOLOJİ VE BİLİM PARK 27 Ocak 2026 Salı
- Sosyal Politika Biliminin Kadın Sağlığına Bakışı 05 Kasım 2025 Çarşamba
- MAHREMİYET Mİ, MAĞDURİYET Mİ? MÜSLÜMAN KADINLAR SPORDA NEYİ SEÇMEK ZORUNDA KALIYOR? 07 Ağustos 2025 Perşembe
- İslam’ın Sosyal Adalet Anlayışı ile Modern Sosyal Politika: Sunulan İki Yol, Ortak Hedef 08 Mayıs 2025 Perşembe
- BİR SOSYAL POLİTİKA ARACI OLARAK İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ İDEALİTE - REALİTE 06 Şubat 2025 Perşembe
- Uluslararası Göç’e Bakış 11 Kasım 2024 Pazartesi
- MUTSUZLUĞUN SEBEBİ: EKSİK İSTİHDAM 13 Eylül 2024 Cuma
- YENİ YOKSULLUK VE SOSYAL DİYALOG 23 Ağustos 2024 Cuma
- Devlet ve Kadın 09 Temmuz 2024 Salı
- LEVİATHAN: Benim İçin Bana Ait Olanı Sen Koru Ancak Beni Öldürme! 09 Mayıs 2024 Perşembe