MAHREMİYET Mİ, MAĞDURİYET Mİ? MÜSLÜMAN KADINLAR SPORDA NEYİ SEÇMEK ZORUNDA KALIYOR?

07 Ağustos 2025 10:18
Sporun hem beden hem ruh sağlığı için önemi toplumun her ferdi tarafından biliniyor.Doktorlar, eğitimciler ve sporcular her platformda sporun genel sağlık üzerindeki etkilerinidile getiriyor.

Spora ilişkin farkındalığın artmasıyla ortaya çıkan bir durum olarak hemen
hemen her mahallede açılan ücretli spor salonları veya ücretsiz park alanları toplumun bu
ihtiyacını karşılamaya çalışıyor. Spor salonlarının erkek ve kadın ayrı olarak kurgulanmasıyla
mahremiyetine önem veren kadınların ve erkeklerin de spor yapma isteği karşılanmış oluyor.
Ancak iş profesyonel spora dahil olmaya gelince çeşitli ayrımcılık unsurları karşımıza çıkıyor.
Bu unsurları; kültürel, kurumsal, finansal engeller olarak sıralamamız mümkün. Özellikle
Müslüman toplumlarda kadınların ve hatta bazen erkeklerin lisanslı sporcu olmasının ve
profesyonel kulüp düzeyinde hem ulus içinde hem de uluslararasında yarışmasının önündeki
engelleyici unsur ‘mahremiyet algısı’ olarak görülüyor. Bu bakış açısı aslında Müslüman
toplumlarda; hakim politikalara, sisteme ve işleyişe karşı bir kabulleniş ve içe çekilmeyi yani
değişim için mücadele etmemeyi beraberinde getiriyor. Bizden olan bir kültür oluşturma fikri
böylelikle uzakta kalıyor.
Mahremiyet algısının farklı yorumları bulunuyor. Ancak mahremiyetin hem kadın hem erkek
için oldukça önemli olduğu inancı her müslüman toplum için aynı kaynaktan doğuyor.
Mahremiyetin kamusal alanda herhangi bir ayrımcılığa veya dışlanmaya yol açmadan
sağlanması, mahremiyete önem veren kadın ve erkeklerin istedikleri herhangi bir spor dalında
profesyonel kariyer yapabilmelerini mümkün kılar. Bu da sosyal politika yapıcılarının hem
farkındalık hem de uygulama düzeyinde sorumluluk üstlenmelerini gerektirir. Kadın ve
erkeğin mahremiyet algısına ters düşmeyecek kıyafetlerle istediği spor dalında
profesyonelleşmesi ve kariyerini sürdürmesi mahremiyet kuralları içinde pek tabii
mümkündür. Ancak hakim anlayış her spor dalına özgü kadın kıyafetini belirlerken sınırları
gayet dar olan, seçme şansı bulunmayan bu kurguyu kabullenmeye zorlamaktadır. ‘Bu
kıyafetleri giyersen sporcu olabilirsin’ dayatmasının sonucu olarak hayalindeki profesyonel
spor kariyerine kavuşamamış, fiziksel ve ruhsal sıkıntılarla boğuşan, güçsüz kas ve iskelet
yapısıyla yaşamaya çalışan çoğunlukla engellenmiş kız çocukları ve kadınların yaşadığı
burukluk ve olduğu haliyle kabullenilmemişlik hissi acıdır.
Oldukça belirgin bir örnek olarak, kort tenisi dalında eğitim almak isteyen ve lisanslı sporcu
olmayı hedefleyen genç kızların bu spora ait üretilmiş ve kabul görmüş kıyafeti giymeyi
istemedikleri için profesyonelleşememesi kişinin değil sporun içine ayrımcı faktörleri
yerleştirenlerin ve aynı zamanda bunu kabullenenlerin ayıbıdır. Başörtülü ya da dindar
kimliğiyle sporda var olmak isteyen kadınların meselesi, bireysel değil kamusaldır. Sosyal
politika, ayrımcılığı görünür kılarak ona müdahale etmeli; eşitliğin yalnızca kâğıt
üzerinde değil, sahada da gerçekleşmesini sağlamalıdır. Çünkü spor herkesindir. İnancı,
cinsiyeti ve yaşam tarzı ne olursa olsun. En önemlisi dindar toplumlar spor sahalarına dahil
olma mücadelesini nesillere bir görev gibi kabullenmeli ve önce algısal değişimin sonra
kurumsal değişimin aktörleri olmalıdırlar.

YORUMLAR
  • Toplam 1 yorum
Aliye Yücens 15:30 - 15 Eylül 2025

Tam da ihtiyaç olana parmak basmışsınız. teşekkürler.

0 Beğenmedim

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X