SOSYAL HAK, SOSYAL RİSKLER VE DEVLETİN DEVAMLILIĞI
Literatürde ikinci kuşak haklar veya sosyo-
ekonomik haklar olarak belirtilen; eğitim hakkı, sağlık hakkı, düzgün işyerlerinde ve düzgün
işlerde çalışma hakkı, sosyal güvenlik hakkı, sendikalaşma hakkı, grev hakkı, engelli, yaşlı ve
çocukların refah kayıplarından korunma hakkı ve bunlar gibi insanın insana yakışır şartlarda
yaşamını sürdürmesi için ihtiyaç duyulan her şey sosyal politikanın ilgi alanına girmektedir.
Bu hakların uluslararası insan hakları olarak kabul edilmesi devletlere sorumluluklar
yüklemektedir. Örnek olarak malüllük ihtimaline karşı bir devletin sosyal güvenlik sistemini
geliştirmesi söylenebilir.
1970 sonrası alevlenen neo-liberal iktisadi ortamda rekabetçi güdülerle devletler sosyal
harcamaları olabildiğince kısma eğilimine girmiştir. Kötü yaşam koşullarının bireyin
beceriksizliği ve eğitimsizliğinin bir sonucu olduğu fikrini yaymaya başlamış dolayısıyla
buradaki sorumluluktan kurtulmak istemişlerdir. Sosyal politika, sonrasında yaşanan yıkıcı
gelişmelerin etkisiyle kimilerine göre kapitalizmin devamlılığını sağlamak için kimilerine
göre ise kapitalizmin yıkıcı etkisinden insanları korumak için ihtiyaç duyulan ve geliştirilen
bir alan haline gelmiştir. Devlet kendi varlığını korumak ve devamlılığını sağlamak için tedbir
almak durumundadır. Dolayısıyla açlık, yoksulluk, sömürü ve kötü çalışma şartlarından
kaynaklı isyanlar devletin varlığını tehdit ettiğinden devletler sosyal sorunlara eğilmek ve
önleyici politikalar geliştirmek durumunda kalmıştır. Bu pencereden bakıldığında sosyal
politika için, farklı çıkarlara sahip olan toplum kesimleri arasında yaşanabilecek olan
çatışmaları önlemeyi ve toplumsal barışı sağlamayı amaçlamaktadır diyebiliriz.
Yurttaşların, belirtilen ikinci kuşak haklardan en azından asgari ölçüde bir imkana ulaşması
hedeflenmiş daha sonra sosyal politikanın kapsamı genişleyerek sosyal adalet ve sosyal eşitlik
kavramları da ilgi alanına girmiştir. Örnek olarak gelir dağılımındaki eşitsizliklerin
giderilmesi, son günlerde özellikle kamu işçileri tarafından üyesi oldukları sendikalar
aracılığıyla, çeşitli medya platformları aracılığıyla sıkça gündeme getirilen vergi dilimlerinde
adaletin sağlanması gibi konular sosyal politikanın konusu haline gelmiştir.
İnsan var oldukça, yaşa cinsiyete, ekonomik duruma göre değişmeksizin türlü riskler ile
karşılaşabilir. Yaşlılık, sakatlık, yetim veya dul kalma durumu bunlardan bazılarıdır. Özellikle
1980 sonrası yaşanan ve küreselleşme olarak kavramsallaştırılan, ülkeler arasındaki sınırların
kalktığı, ülkelerin içinde yaşanan herhangi bir olayın başka bir ülkeyi kolayca etkilediği,
serbest piyasa ilkelerinin geçerli olduğu bu dönemde işsizlik, kayıt dışı çalışma ve sosyal
güvencesizlik, düzensiz göçmen olma durumu, yoksulluk, gelir eşitsizlikleri artık evrensel
riskler olarak belirmektedir. Bu risklere karşı bireyi koruma vazifesi sosyal politikalar
geliştirmekle yerine getirilir.
Bu noktada birbiriyle ayrı fakat ilişkili iki kavramandan bahsetmek istiyorum. Sosyal hizmet
ile sosyal politika birbiriyle karıştırılan aslında birbirini destekleyen iki faklı alandır. İki
alanın da amacı topluma hizmettir ancak sosyal politika, kanunlarda, yönetmeliklerde, devlet
uygulamalarında kendini gösteren kurumsal bir yapıdır. Sosyal hizmet ise sosyal politikaların
halk ile buluşmasıdır ve daha çok yerel yönetimler tarafından gerçekleştirilir. Örnek olarak,
geçen günlerde gazetemizde çıkan bir habere göre, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi 2023
yılında özel donanımlı 18 adet engelsiz taksiyle engelli vatandaşların sağlık, eğitim, spor ve
kültürel hizmetlere ulaşımını sağladı. Bu bir sosyal hizmettir. Devletin restoran, kafe ya da
mağaza gibi işletmelere engelliler için tekerlekli sandalye ile içeriye girebilmelerini sağlayan
bir yapısal düzenleme olarak rampa yapma zorunluluğunu yasalaştırması ise bir sosyal
politikadır. Ve tekerlekli sandalyede yaşamını sürdüren bireylerin engellerini ortadan
kaldırmaya yönelik bir kurumsal karardır.
Sonuç olarak, devletler vatandaşlarını sosyal risklere karşı korumayı, bunu yaparken sosyal
barışı sağlayarak kendilerini tehdit edecek unsurları ortadan kaldırmayı hedeflemekte ve bu
hedef için sosyal politikayı bir araç olarak kullanmaktadır. Şu bir gerçektir ki dünyanın
neresinde olursa olsun, sosyal riskler sürekli değişmekte, sosyal risklere yenileri eklenmekte
ve sosyal politikalar yetersiz kalmaktadır.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- TOPLUM, TEKNOLOJİ VE BİLİM PARK 27 Ocak 2026 Salı
- Sosyal Politika Biliminin Kadın Sağlığına Bakışı 05 Kasım 2025 Çarşamba
- MAHREMİYET Mİ, MAĞDURİYET Mİ? MÜSLÜMAN KADINLAR SPORDA NEYİ SEÇMEK ZORUNDA KALIYOR? 07 Ağustos 2025 Perşembe
- İslam’ın Sosyal Adalet Anlayışı ile Modern Sosyal Politika: Sunulan İki Yol, Ortak Hedef 08 Mayıs 2025 Perşembe
- BİR SOSYAL POLİTİKA ARACI OLARAK İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ İDEALİTE - REALİTE 06 Şubat 2025 Perşembe
- Uluslararası Göç’e Bakış 11 Kasım 2024 Pazartesi
- MUTSUZLUĞUN SEBEBİ: EKSİK İSTİHDAM 13 Eylül 2024 Cuma
- YENİ YOKSULLUK VE SOSYAL DİYALOG 23 Ağustos 2024 Cuma
- Devlet ve Kadın 09 Temmuz 2024 Salı
- LEVİATHAN: Benim İçin Bana Ait Olanı Sen Koru Ancak Beni Öldürme! 09 Mayıs 2024 Perşembe