DEPREMİN PSİKOLOJİK YANSIMALARI
Öncelikle yüzyılın felaketinde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına sabırlar, yaralılara acil şifalar diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun. Yaşadığımız felaket 10 ili kapsayan 13 milyon nüfusun birincil olarak doğrudan maruz kaldığı çok büyük bir felaket. İnşallah bu günlerden ders çıkararak, dayanışma ile tek yürek olarak yaralarımızı bir an önce saracağız.
Sayın Nevzat Tarhan hocamızın ifadesiyle doğu toplumları duygu odaklı, batı toplumları ise akıl odaklı toplum haline geldiler. Biz de duygu odaklı toplum kapsamına giriyoruz. Yani toplumumuzun büyük çoğunluğunun kişilik yapısı duygusal ve düşünce süreçlerinde duygusal akıl yürütme yolundan gidiyor. Bu da aslında psikolojik rahatsızlıklara hassas bir yapı demek. Biz terapide danışanlarımızın kişilik yapılarını da göz önünde bulundurarak bir süreç izliyoruz. Bu süreçte duygusal kişilik yapıları travma ve duygudurum bozuklukları için bir dezavantaj. Tam da bu noktada yaşadığımız afetler, ruh sağlığımız için negatif çarpan etkisi yapıyor.
Psikyatristler ve psikolojinin klinik alanıyla ilgilenen uzmanlar bilir, Orhan ve Aylin hocanın mavi kitabı deriz, Ruh Sağlığı ve Bozuklukları kitabında Sayın Orhan Öztürk hoca travmadan ve bunaltılardan bahsederken ‘’Türkiye travmaları incelemek için bir laboratuvardır.’’ İfadesini kullanmıştır. Gerçekten güzel memleketimizde cennet vatanımızda yaşamanın bedeli deprem bölgesinde olması gerek herhalde. Ben 99 Gölcük depremini yaklaşık 10 yaşında yaşamış bir ruh sağlığı çalışanı olarak geçmiş travmalarımın alevlendiğini fark ediyorum. Tabi biz o depremde yaklaşık 15 akrabamızı kaybettik. Büyük acılar yaşadık. 6 Şubat depreminde de depremin 3. Günü Kahramanmaraş Elbistan ilçesinde deprem bölgesine destek olmak için bizzat gittim. Gittiğimde o yıkıntıları, deprem mağdurlarını gördüğümde çözdüğüm travmalarımın tekrar alevlendiğini gördüm.
Depremin psikolojik yansımalarını depreme direkt maruz kalanlar ve ikincil olarak etkilenenler olmak üzere ayırmak gerekiyor. Depreme direkt maruz kalanlar yaşanılan dehşetle birlikte bir şok içerisine giriyorlar. İlk birkaç gün hiçbir şey olmamış gibi bastırma savunma mekanizmasının etkin olduğuna da şahit olabiliyoruz. Veya depremzede kişi saldırgan öfkeli de olabiliyor. Bu tamamen beynin dehşeti nasıl savunacağı ile ilgili kişisel bir durum. Rasyonel bir formdan söz etmek gerekirse genel anlamda şok hali diyebiliriz. Bu şok hali birkaç gün sürdükten sonra gerçeklerle yüzleşme ve acı hissetme dönemi başlıyor diyebiliriz. İlk günlerde beynin ilkel kısmı yani arka beynin işlevleri daha baskın olabiliyor ve rasyonellikten uzak daha duygusal tepkiler verebiliyoruz. Ancak birkaç gün sonra ön beyin de baskın hale gelerek rasyonel ve gerçekçi yorumlar yapabiliyor depreme maruz kalanlar.
Depremi birincil olarak yaşayanların yanında bir de yaşamayanların psikolojik dalgalanmalar içerisinde olduğunu görüyoruz. Onlara tavsiyeleriniz nelerdir?
Evet ben de çevremden veya gelen başvurulardan bu tespiti yaptım, depremi yaşamayan kişiler sanki depremle ilgili haberlerden uzak kalınca, takip etmeyince kendilerini suçlu gibi hissettiklerini söylüyorlar. Bu nedenle sürekli haberleri takip ediyorlar. Aslında bir yandan kendilerini de travmatize ediyorlar. Deprem bölgesinde yaşanan yaraların sarılabilmesi için soğukkanlı olmak gerekiyor.
Evet depremi yaşayanlar, vefat edenler veya birincil travma etkisi altında olanlara destek olmamız lazım. Ancak destek olacak kişiler de büyük oranda depremi yaşamayanlardır. Depremi yaşamayanlar da bir anne bir kardeş bir eş veya topluma fayda sağlayabilecek bireylerdir. Onların da ruh sağlığı bozulursa yaraların sarılması uzun sürer. Uzun sürdükçe komplike yas, kronik travma süreçlerine neden olunur. Bu nedenle deprem haberlerini takip edenlerin muhakkak buna bir ara vermesi gerekiyor. Ara verip sağlıklı düşünebilmeleri gerekiyor. Sürekli deprem haberleri ile meşgul olmak, ikinci travmaya maruz kalmak, onlara bir yardım değil aslında kendisine yaptığı bir kötülük gibi değerlendirilmesi gerekiyor.
Nefes devam ediyor, yaşam devam ediyor. Bu devamlılıkta toplumun ayakta kalması gerekiyor. Depremden etkilenen 13.5 milyon vatandaşımız için felaketi doğrudan yaşamayan 70 milyon insanımızın sağlığını koruması gerekiyor. Deprem nedeniyle sendeleyenlere omuz verecek olanlar depremi yaşamayanlardır. İkincil travma etkisine kendimizi sokmamamız lazım.
Travmanın etkilerinden uzak rasyonel düşünebilmek için deprem haberlerini zaman zaman takip edip yardım organizasyonlarında aktif olabiliriz. Bizim faydalı olacağımız alan haberleri takip etmek değildir. Aslında haber mekanizmalarının da bu konuda duyarlı olması gerekir. Şu anda toplumumuzun bir çoğunluğu evde kolonlarına bakıyor, eşyalarına bakıyor, çocuklarının her nefesini kontrol ediyor. Travmatize olmuş durumdayız. Bu farkındalıkla ikincil travmaya yakalanmamızı engellememiz gerekiyor. Kontrol edemeyeceğimiz şeyleri düşünmek bize acı verir. Kontrol edebileceğimiz şeyleri düşünüp, tedbirlerimizi alıp yaraları sarmaya yardım etmemiz gerekiyor. Unutmayalım ki olağanüstü bir olaya verdiğimiz gayet normal tepkiler içerisindeyiz. Eğer bu tepkiler bir süre sonra yaşamdaki işlevselliğimizi etkileyecek seviyelere gelirse o zaman psikolojik destek almamız gerekebilir.
Depremi yaşayan çocuklara nasıl yaklaşılmalı?
Çocukların yaş durumuna göre yaklaşımlarımız farklılaşır. 0-7 yaş çocuklarımızın ebeveynleri veya bakım verenleri hayatta ise muhakkak yanlarında olmaları gerekmektedir. Bu yaş grubu için ilişkinin devam etmesi temel güvenin sağlanması çok önemlidir. Bakım verenlerin şartları zorlayarak süreklilik-tutarlılık-aynılık ilkelerine bağlı kalmaları gerekir. Yani sürekli bakım, tutarlı bakım, aynı bakım veren üçgeninde kalmak gerekiyor. Onları güvende olduğunu hissettirmek gerekiyor. Belirsizlik çocuklara acı verebilir. Sorularını cevapsız bırakmamalıyız.
Çocuklarımız soruları karşısında evet bir sorunun olduğunu ancak çözümünde var olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Dramatik ve trajik ortamlardan çocuklarımızı uzak tutmamız gerekiyor. Onları ne bir fanusun içerisinde koruyup psikolojik sağlamlıklarını zedeleyeceğiz, ne de dehşetlerle baş başa bırakıp travmatize olmalarına neden olacağız. Daha büyük yaş gruplarında travmanın durumuna göre yaklaşım geliştirilebilir. İlk zamanlarda normal dışı davranışlar görülebilir ancak bunlar azalacaktır. Azalma yoksa hatta artarak devam eden semptomlar varsa muhakkak bir uzmana başvurulmalıdır.
Deprem sonrası gündeme gelen psikolojik ilk yardım nedir?
Psikolojik ilk yardımı incelerken nedir ve ne değildir olarak ele almak lazım. Psikolojik ilk yardımın hedefi travmatik deneyim ve kayıpların ayrıntılarını öğrenmek değildir. Hedef o anki sıkıntıyı ve mevcut ihtiyaçları gidermek ve uyumu hızlandırmaktır. Psikolojik ilk yardımda depreme maruz kalanın yanında durmak en temel amacımız. Onun yanında olduğumuz hissettirmek, rahatsız etmek değil. Kişileri bilgi paylaşmaya zorlamamak gerekir. Kendisine nasıl yardımcı olunabileceği ile ilgili naif bir şekilde sorulabilir. Ancak en azından hayattasın gibi basit güvenceler kişiyi öfkelendirebilir. Kişinin temel fizyolojik ihtiyaçlarının karşılanmasına özen gösterilmelidir. Ne düşünmeleri gerektiğini söylememek gerekir. Hassas ve duyarlı bir şekilde sadece sorulan sorulara cevap verilmelidir, bir irdeleme yapılmamalıdır. Gelen soruları çok dolandırmadan hedefe yönelik cevaplamak gerekmektedir. Onları karamsarlığa itecek konuşma ve eleştirileri yapmaktan kaçınılmalıdır.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Seçmen Psikolojisi Nasıldır? 22 Ocak 2024 Pazartesi