EPİGENETİK VE NUTRİGENETİK NEDİR?

06 Eylül 2024 13:06
Epigenetik, tanımlanması zor bir kavramdır. Ancak "epi" ön eki Eski Yunancada"üstünde/ötesinde" anlamına gelir.

Genetikle birleştiğinde ise "genetiğin üzerinde ya
da ötesinde" anlamını taşır. Epigenetik, DNA dizisinde bir değişiklik olmaksızın, gen
ifadesinde veya fenotipte değişikliğe yol açan ve nesiller arasında kalıtılabilen bir
değişikliktir. Epigenetik üzerine bilgimiz, İnsan Genom Projesi'nin sonuçlarının
açıklanmasıyla genişlemeye başlamıştır. İnsan Genom Projesi, insanların tüm
genlerinin haritalandırılması ve anlaşılmasını amaçlayan uluslararası bir araştırma
programıydı. 1 Ekim 1990'da başlatılan proje, Nisan 2003'te tamamlanarak sonuçları
ilan edilmiştir. Bu sonuçlar, belli genlerin ne zaman ve nasıl aktif olacağının,
epigenetik mekanizmalar dediğimiz sistemler tarafından kontrol edildiğini
göstermiştir.
Bryan Turner’a göre DNA yalnızca bilgi taşıyan bir kaset gibidir ve kasetçalar
olmadan işlevini yerine getiremez. Epigenetik, bu kasetçalar gibidir. Diğer bir
deyişle, genleriniz kaderiniz olabilir; ancak tetiği epigenetik çeker.
Gen ifadesini doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen birçok mekanizma vardır.
Ancak bunların arasında büyük öneme sahip olan DNA metilasyonundan bahsetmek
istiyorum. DNA metilasyonu, epigenetik mekanizmaların önemli bir bileşeni olarak,
metil gruplarının DNA'ya eklenmesiyle oluşan bir biyolojik süreçtir. Bu metilasyon
döngüsü, neredeyse tüm hücrelerimizde saniyede milyonlarca kez gerçekleşir. Peki,
bu sürecin faydası nedir? Vücudumuzdaki toksinlerin, bazı hormonların ve atıkların
temizlenmesini destekler. Ayrıca ana enerji kaynağımız olan ATP'nin üretilmesinde
önemli bir rol oynar. Sağlıklı bir metilasyon, kan damarlarının hasarına neden
olabilecek homosistein adlı amino asidin düşük seviyede tutulmasına katkı sağlar.
Aynı zamanda vücudumuzdaki inflamasyonu da kontrol altında tutar.
Bugünkü bilgilerimizle DNA'mızın %99,9 oranında benzer olduğunu, ancak %0,1
oranında farklılık gösterdiğini biliyoruz. Epigenetik değişiklikler genlerin yapısını
değiştirmemekle birlikte, genlerin çalışma hızları ve zamanlamasında değişikliklere
neden olabilir. Popülasyondaki tek baz değişiminin frekansı %1'den büyükse, bu
değişim "SNP" (Single Nucleotide Polymorphism) olarak adlandırılır. Eğer gende
yapısal bir değişiklik varsa ve frekansı %1'den küçükse, bu mutasyon olarak adlandırılır.

İnsan genomunda yaklaşık 1,4 milyon tek nükleotid polimorfizmi (SNP)saptanmıştır. Bu polimorfizmler, DNA dizisinde sadece tek bir nükleotidin değişmesiyle ortaya çıkar.

Örneğin, insülin direncine yatkınlık sağlayan bazı genler vardır. Bu genlerdeki
polimorfizmler, bazı bireyleri insülin direnci geliştirmeye yatkın hale getirebilir.
Diğer yandan, %0,1'lik genetik farklılıklar sonucunda oluşan bazı polimorfizmler,
genlerin kodladığı enzimlerin çalışma biçimlerini değiştirebilir. İşte bu noktada
nutrigenetik devreye girer. Nutrigenetik, genetik polimorfizmlere göre besinlere nasıl
tepki verdiğimizi inceleyen bir bilim dalıdır. Her bireyin genetik yapısı farklı
olduğundan, aynı besinler farklı kişiler üzerinde farklı etkiler yaratabilir.
Örneğin, karaciğerin detoks sisteminde Faz 1 ve Faz 2 enzimleri birbirini
tamamlayacak şekilde çalışır. Faz 1 enzimlerinden CYP1A1 ve CYP1A2'de meydana
gelen polimorfizmler, bu enzimlerin hızlı ya da yavaş çalışmasına neden olabilir.
Eğer hızlı çalışan bir Faz 1 enzimine sahipseniz ve bunu daha da hızlandıran brokoli
gibi bir besin tüketirseniz, bu besin sizin için sağlıklı olmaktan çıkabilir. Neden?
Çünkü hızlanan Faz 1 enzimleri daha da hızlanır ve Faz 2 enzimleriniz bu hıza
yetişemezse, toksinler vücutta birikir. Bu, karaciğerin detoks kapasitesini olumsuz
etkiler ve birçok kronik hastalığın oluşmasına zemin hazırlar. Bu durum, henüz kan
değerlerine yansımadan önce gerçekleşir. Bu, bir nevi öngörü niteliğindedir.
Başka bir örnek ise COMT enzimiyle ilgilidir. COMT (Katekol-O-metiltransferaz)
enzimi, östrojeni vücuttan uzaklaştırmada görev alır. Eğer bu enzimde bir SNP varsa
ve enzim yavaş çalışıyorsa, östrojenin vücuttan uzaklaştırılması zorlaşır. Kahve
tüketimi, bu enzimin daha da yavaşlamasına neden olabilir. Kahve, normalde birçok
sağlık yararı olan bir içecek olmasına rağmen bu durumda zararlı bir içeceğe
dönüşebilir. Bu yüzden, "hangi gıda kime göre ve neye göre?" sorusu önemlidir.
Kanser hastalarında hedefe yönelik tedaviler vardır. Hastanın genetik paneline
bakılarak tamamen kanser hücresini hedefleyen "akıllı ilaçlar" kullanılır. Epigenetik
bilimi sayesinde, kişiye özgü, genetik yapısına uygun beslenme uygulamaları da gün
geçtikçe yaygınlaşmaktadır. Bu uygulamaların amacı, hastalıklar ortaya çıkmadan
önce onları öngörmek ve önlemektir. Gen ifadesinde olan bir polimorfizme göre, bu polimorfizmin ürettiği enzimlerde nasıl bir farklılık olduğunu görmek ve buna uygun beslenme programları düzenlemek mümkündür.

Bir diğer önemli konu ise D vitamini seviyeleridir. Genetik testlerde, D vitamini
taşıyıcı reseptörlerde polimorfizmler varsa, D vitamini taşınması olumsuz
etkilenebilir. Bu durumda, dışarıdan D vitamini alınsa bile seviyeler düşme
eğiliminde olabilir. Bağırsak disbiyozisi ve laktoz intoleransı da bu durumu etkileyen
önemli faktörlerdir. Beslenmenin bu duruma göre düzenlenmesi, D vitamini
eksikliğine bağlı ileride oluşabilecek hastalıkların önüne geçebilir.
Epigenetik ve nutrigenetik konusundaki bilgilerimiz hızla artıyor. Hedef, hastalıkları
erken teşhis etmekten öte, öngörmek ve oluşmalarını önlemek. Bu gelişmeleri takipte
kalın ve bilimden ayrılmayın.

Uzman Diyetisyen Leyla Karakaş

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X